Genel Bilgiler

                       KUR'AN'DA YARATILIŞ

(Kur' anda, insanın yaratılışı ile ilgili olarak bir yerde çamur, bir
yerde toprak, bir yerde su, bir yerde nutfe deniyor. Görüldüğü gibi
Kur' anda çelişki vardır) iddiası cahillikten ileri gelir.

Kur' an-ı
kerimde çelişki [tenakuz] yoktur ve olamaz. Kur' an-ı kerim, her cahilin
kolayca anlayacağı basit bir kitap değildir. Kur' an-ı kerimin
tercümesini okuyup da, hüküm çıkarmaya çalışmak çok yanlış olur.

Hazret-i
Âdem�in, Al-i İmran suresinde topraktan, Hicr suresinde balçıktan,
Saffat suresinde cıvık çamurdan, Rahman suresinde kuru balçıktan olduğu
belirtilmektedir. Mesele ilmi bir şekilde incelenince, hepsinin de
menşeinin toprak olduğu görülür. Demek ki, Hazret-i Âdem çeşitli
topraklardan yaratılmıştır. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Allahü
teâlâ, Âdem aleyhisselamı yeryüzünün her tarafından alınan topraklardan
yarattı. Bu sebeple neslinden, siyah, beyaz, esmer, kırmızı renkte
olanlar olduğu gibi, bu renkler arasında bulunanlar da oldu. Kimi
yumuşak, kimi sert, kimi de halis ve temiz oldu.)
[Ebu Davud]

Hazret-i Âdem, yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk Peygamberdir. Bütün insanların babasıdır.
Çeşitli
ülkelerden getirilen toprakları melekler su ile çamur yapıp, insan
şekline koydu. Mekke ile Taif arasında kırk yıl yatıp, pişmiş gibi
kurudu. Önce Muhammed aleyhisselamın nuru alnına kondu. Sonra
Muharremin onuncu Cuma günü ruh verildi. Kendisine her şeyin ismi ve
faydası bildirildi.

İnsanlar bir kişiden, Hazret-i Âdemden yaratılmıştır. (Nisa 1, Zümer 6, Enam 98)

İlk insan, çamurdan, balçıktan, yani topraktan yaratılmıştır. (Al-i İmran 59, Enam 2, Rum 19, 21, Saffat 11, Rahman 14, Araf 12, Hicr 26, 28, 33 İsra 61, Sad 71)

İlk insanın çamurdan, nesli, nutfeden yaratılıp; nutfe, çeşitli devrelerden sonra et, kemik, sonra insan haline geldi. (Müminun 12-14, Secde 7-9, Hac 5, Mümin 67)

Her canlı şey [hayvan ve bitki] sudan yaratılmıştır. (Enbiya 30, Nur 45, Furkan 54)

İnsan nutfeden yaratılmıştır. (Nahl 4, İnsan 2, Abese 19)

İlk insan topraktan, nesli nutfeden yaratıldı. (Fatır 11, Hac 5, Kehf 37, Mümin 67)

Bu âyetlerde, insanın nutfeden yaratıldığı açıkça bildirilirken, aşağıdaki âyetlerde, nutfe için, su, hakir su, atılan su gibi ifadeler, teşbihler kullanılmıştır.

Bir damla sudan, bir damla nutfeden yaratılan insan, kibirlenir, kendini bir şey zanneder. Böyle bir insan için buyuruluyor ki:
(Bakarsın ki Rabbine apaçık bir hasım oluverir.) [Nahl 4]

Hakir su ifadesinden de kolayca anlaşılacağı gibi, insan basit bir sudan yaratılmıştır.

Allahü
teâlâ, (Aslın bu, niye kibirleniyorsun) buyuruyor. İblis de, ateşi
üstün, toprağı da hakir gördüğü için, kibirlenerek topraktan yaratılan
Hazret-i Âdem' e doğru secde etmedi
. (Araf 12, Hicr 33, Sad 74, 75)
İnsan sudan [nutfeden] yaratıldı. (Furkan 54)

İnsan hakir sudan [nutfeden] yaratılmıştır. (Secde 8, Mürselat 20)

İnsan, atılan bir sudan [nutfeden] yaratılmıştır. (Tarık 6)

Görüldüğü
gibi, âyetin birisinde nutfe, diğerinde su denmesi farklı bir şey
değildir. Ateist yazarın anladığı gibi Kur' an-ı kerimde asla çelişki
yoktur.

Yaratılış, Allahuteala'nın dilemesiyle esmasının yansımaları olan, eşi benzeri olmayan güzel ve harika bir surette, OL emriyle gerçekleşen hayret verici bir olaydır. Yaratmak fiili yalnızca Allah için kullanılır. Yaratılışı inkar eden kendini inkar etmiş olur, nitekim bizi yaratan ve yarattığını özellik-güzellik-sır-harikalık-farklılık-renklilik-gariplik-iradelik-canlılık-yarışmalık-iyilik-anlamlılık-ibretlik-sevgilik-saygılık gibi daha sayısız nimetlerle donatan TEK olan varlık bize şöyle beyanda bulunuyor:

 

Sûre 67, Mülk Sûresi, 23.ayet

(Resulüm!) De ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz!

 

Sûre 36, Yâ-sîn Sûresi, 82.ayet

Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı "Ol" demekten ibarettir. Hemen oluverir.

 

Sûre 40, Mü'min Sûresi, 68.ayet

O, hem dirilten hem de öldürendir. O, herhangi bir işin olmasını dilediği zaman yalnız "Ol!" der, o da oluverir.

 

Sûre 2, Bakara Sûresi, 117.ayet

(O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece "Ol!" der, o da hemen oluverir.

 

Sûre 3, Âl-i İmrân Sûresi, 47.ayet

Meryem: Rabbim! dedi, bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur? Allah şöyle buyurdu: İşte böyledir, Allah dilediğini yaratır. Biz ise hükmedince ona sadece "Ol!" deriz; o da oluverir.

 

Sûre 3, Âl-i İmrân Sûresi, 59.ayet

Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol!" dedi ve oluverdi.

 

Yaratılış çok harika bir olaydır, Allahütealanın şu esmalarının yansımaları vardır:

 

el-Halik: Yaratıcı. Yoktan var eden.

el-Bari: Azaları birbirine uygun bir biçimde yaratan.

el-Musavvir: Şekil veren

el-Lâtîf: En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen en ince şeyleri yapan;

el-Muhyi: Hayat veren, can bağışlayan, sağlık veren...

el-Alîm: Her şey'i çok iyi bilen

el-Melîk: Bütün mahlûkatın hakikî sâhibi ve mutlak hükümdârı...

el-Bedî: Örneksiz, misalsiz, acîb ve hayret verici âlemler îcad eden...

ed-Dârr : Elem ve zarar verici şeyleri yaratan...

 

Bunların dışındaki esmalarında yaratılışa bakan yönleri de vardır(ki Allahu Alem) dikkatlice tefekkür edildiğinde bu esmaların sırları yayılacak ve seyretme imkanı bulunacaktır (bi-iznillah),

 

Bizi uygun ve taklitsiz bir biçimde yaratan, şekil veren, en ince detayları bilen, hayat veren, TEK sahibimiz, aynı anda hepsi sadece ALLAH'tır.

 

Gördüğünüz görmediğiniz, bildiğiniz bilmediğiniz tüm varlıkların tek sahibi ve yaratıcısı BİR olan, eşi benzeri olmayan sadece ALLAH'tır. İnkar edenler olsada olmasada gerçek budur, gerçekler ise değişmez, hak olan batılı yok eder.

 

Kainatı ve içindekileri, özellikle bizi neyden nasıl ne için yarattığını gene beyanında bildiriyorki, artık sözü en büyük mûcizetullahtan biri olan benzersiz Kitabullah 'a bırakıyoruz:

 

Sûre 96, Alak Sûresi, 1.ayet

Yaratan Rabbinin adıyla oku!

 

Sûre 67, Mülk Sûresi, 2.ayet

O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.

 

Sûre 67, Mülk Sûresi, 3.ayet

O ki, birbiri ile ahenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahman olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?

 

Sûre 55, Rahmân Sûresi, 3.ayet

İnsanı yarattı.

 

Sûre 95, Tîn Sûresi, 4.ayet

Biz insanı en güzel biçimde yarattık.

 

Sûre 86, Târık Sûresi, 5.ayet

İnsan neden yaratıldığına bir baksın!

 

Sûre 86, Târık Sûresi, 6.ayet

Atılan bir sudan yaratıldı.

 

Sûre 78, Nebe' Sûresi, 8.ayet

Sizi çifter çifter yarattık.

 

Sûre 53, Necm Sûresi, 45.ayet

Şurası muhakkak ki erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı.

 

Sûre 49, Hucurât Sûresi, 13.ayet

Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.

 

Sûre 26, Şuarâ Sûresi, 184.ayet

Sizi ve önceki nesilleri yaratan (Allah) dan korkun.

 

Sûre 44, Duhân Sûresi, 38.ayet

Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.

 

Sûre 25, Furkân Sûresi, 59.ayet

Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş'a istiva eden (ona hükmeden) Rahman'dır. Bunu bir bilene sor.

 

Kaynak: http://www.cerezforum.com/genel-dini-konular/59399-yaratilis-ile-ilgili-ayetler.html#ixzz2MRdMhHns

Kur'an-ı Kerim'e Göre Yaratılış

1- Varlıkların Yaratılışı

Kur’an-ı Kerim’de yaratılış kıssası bir bütün hâlinde verilmez. Kitab’ın çeşitli yerlerinde ana prensipleriyle ve genellikle yaratıcısı nazara verilerek zikredilir.

“O (Allah) ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı” (Hud/7).

“O (Allah)’dur. Gökleri, yeri ve aralarında olanları altı günde yarattı” (Furkan/59).

Buradaki “gün,” 24 saatlik süreden ziyade, gündüz aydınlığını ifade eder. Çoğulu eyyam ise, “günler” manasına gelmekle birlikte, “uzun zaman, süre belirlenmemiş zaman devresi” olarak da kullanılır343.

Kur’an’da Allah nezdindeki günlerin bizim günümüzle bin yıl olduğu belirtilir:

“Ve senden azabın acele gelmesini isterler. Hâlbuki Allah vaadinde asla hulf etmez ve şüphe yok ki, Rabbin indindeki bir gün, sizin sayacaklarınızdan bin yıl gibidir” (Hacc/47).

Arapça’da bu rakamlar çokluğu ifade ettiği için, kesin sayılar şeklinden ziyade “devir” manasında alınması daha uygun görülmektedir. Nitekim bazı âlimler bu manada anlamıştır. Hatta her bir günün 50 bin sene olduğu bilirtilir344.

“Melekler ve ruh oraya bir günde çıkarlar ki, oranın mesafesi 50 bin yıldır” (Mearic/4).

Yeryüzünün de devreler hâlinde yaratıldığı nazara verilir:

“De ki: ‘Siz mi arzı iki günde yaratanı tanımıyor ve O’na eşler koşuyorsunuz? İşte, âlemlerin Rabbi O’dur” (Fus­silet/9).

“O’na üstünden ağır baskılar (sağlam dağlar) yaptı. Onda bereketler yarattı ve onda arayıp soranlar için gıdalarını (bitkilerini ve ağaçlarını) tam dört günde takdir etti (düzene koydu)” (Fussilet /10).

Buradan, yeryüzünün iki devrede genel durumunu aldığını, bütün varlıkların yaşayabileceği uygun şekle de dört devrede ve insanın yaratılışından önce ulaştığını anlamak mümkündür. Nâziât Suresi’nde varlıkların birbiri ardınca yaratılışı ve tanzimi ile bunların ne için halk edildiği belirtilir:

“Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Ki Allah onu bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir. Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır. Bundan sonra da yeri düzenlemiştir. Suyunu ondan çıkarmış ve orada otlak yer meydana getirmiştir. Dağları da sapasağlam yerleştirmiştir. Bütün bunları sizin ve hayvanlarınızın geçimi için yapmıştır” (Nâziât/27, 33).

Kaf Suresi’nde de yeryüzündeki bitki ve ağaçların durumuna dikkat çekilir:

“Gökten bereketli bir su indirdik, onunla biçilecek tane(li ekin)’ler bitirdik. Birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları yetiştirdik, kullarımıza rızık olması için. Ve o suyla ölü bir diyara can verdik. İşte, kabirlerden çıkış da böyle olacaktır” (Kaf/9, 11).

Her canlı varlığın mahiyetinin su olduğu ve bunların sudan yaratıldığına işaret edilir:

“İnkâr edenler görmediler mi ki, göklerle yer bitişik idi. Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı?” (Enbiya/30)

“Allah bütün canlıları sudan yaratmıştır. Bazısı karnı üzerinde sürünür, bazısı iki ayakla yürür, bazısı da dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Allah şüphesiz her şeye kadirdir” (Nur/45).

Burada, her hayvan türünün müstakil olarak yaratıldığını anlamak mümkündür. Bu yaratılışın menşeyinin su olduğu, yani üremeyi sağlayan tek hücreli spermanın ve bunun yumurta hücresinin birleşmesiyle teşekkül eden zigotun büyük kısmını suyun teşkil ettiği nazara verilir. Eritici olduğu için hücre reaksiyonlarının temel maddesi, sudur. Bir organizma için su, bütün besinler derecesinde önemlidir. Vücut suyunun yüzde 10-20 kadarı kaybedilince hayat devam edemez. Ve su bulunmayan ortamda hayatın olması imkânsızdır. Anne karnındaki ceninin yüzde 94’ü, süt çocuğunun yüzde 80’i ve yetişkinin yüzde 70’i sudur345.

2- İnsanın Yaratılışı

Kur’an-ı Kerim, insanın muhtelif yaratılış devrelerinden bahseder. Bunu ana hatlarıyla dörde ayırmak mümkündür:

1- Kadınsız ve erkeksiz yaratılış. Hz. Âdem gibi.

2- Erkekten, kadın olmaksızın yaratılış. Hz. Havva gibi.

3- Kadından erkek olmaksızın yaratılış. Hz. İsa gibi.

4- Erkek ve dişiden, günümüzdeki insanların yaratılışı.

Burada ilk dikkati çeken husus, insanın yaratılışında, günümüzdeki üreme kanunlarına tâbi tutulmayışıdır. Yani Cenab-ı Hak, yaratma hususunda ihtiyar sahibi olduğunu, kanunlarını dilediği şekilde değiştirebileceğini, varlıkları bağımsız ve kayıtsız yaratabileceğini göstermektedir. Nitekim bugün de genel üreme kanununa tâbi olmayan pek çok canlı mevcuttur. Arılar buna misal teşkil eder. Döllenmiş yumurtalardan dişi, döllenmemiş olanlardan da erkek arılar hasıl olur.

“Allah sizi (Hz. Âdem’i) bir topraktan, sonra nutfeden (bir zigottan -Hz. Âdem’in nesli-) yaratmış, sonra da sizi çiftler hâlinde var etmiştir” (Fâtır/11).

“Andolsun Biz insanı kuru bir çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık” (Hicr/26).

Bu ayet-i kerimelerden, yaratılışın toprakla başladığını, daha sonra bunun çamur hâlini aldığını anlamak mümkün. Bu çamur da süzülerek “çamur özü” hasıl olmuştur.

“Andolsun ki Biz insanı, çamurdan süzülmüş bir hülasadan (özden) yarattık” (Mü’minun/12).

Daha sonra balçık hâlini alan bu çamur özünün zamanla değiştiği ifade edilir:

“(İblis): ‘Ben bir salsaldan (kurumuş çamurdan), değişken bir balçıktan (hamein mesnûn) yarattığın insana secde edemem!’ dedi” (Hicr/33).

Hz. Âdem’in yaratılış şekli, bir bakıma günümüzdeki insanın yaratılışına benzerlik gösterir. Midedeki besinlerden spermanın süzülerek çıkarılması gibi, çamur da süzülerek çamur özü (sülale) hasıl edilmiştir. Bir müddet bu hâlde kalan çamur özü, balçık şeklini (hamein mesnûn) almış ve daha sonra katı hâle (salsal) sokulmuştur. Bu devreden sonra kuruyan bu balçığa insan şekli verildiğini anlıyoruz.

“Sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere: ‘Âdem’e secde edin’ dedik” (Arâf/11).

İnsanın merhale merhale yaratıldığına da işaret edilir:

Hâl­buki O, sizi çeşitli merhaleler hâlinde yarattı” (Nuh/14).

İlk insanın bu safhaya kadar bitki ve hayvanlarda görülen büyüme, gelişme ve farklılaşma kanunlarına tâbi olduğu söylenebilir. Artık bundan sonra ceninde olduğu gibi, yeni bir yaratılış safhası başlayacaktır. Yani ruh, bedene gelecektir. Çünkü insanın terkip ve tesviyesi tamamlanmıştır. Bu tedricî tamamlanış şöyle ifade edilir:

“Sonra onu nutfe hâlinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu bambaşka bir yaratık (insan) yaptık” (Mü’minun/13-14).

“Onu (şeklini) düzeltip ona ruhumdan üflediğim zaman, kendisi için derhâl (bana) secdeye kapanın” (Sâd/72).

Şu ayet-i kerimede de yaratılışın bütün safhalarına işaret edilir:

“Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmek hususunda herhangi bir şüphe içinde iseniz, şu muhakkaktır ki Biz sizi(n aslınızı) topraktan, sonra (onun neslini) insan suyundan (spermadan), sonra alaka (yapışkan şey)’dan, daha sonra da hilkati belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık (ve bunları) size (kudretimizin kemalini) apaçık gösterelim diye (yaptık), sizi dileyeceğimiz muayyen bir vakte kadar rahimlerde tutuyoruz, sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz” (Hacc/5).

Bir hadis-i şerifte de, yukarıdakine benzer bir yaratılışa işaret edilir:

“Her birinizin yaratılışı, ana rahminde nutfe olarak 40 gün derlenip toparlanır. Sonra aynen öyle (40 gün daha) alaka (yapışkan şey) olur. Sonra yine öyle (bir 40 gün daha) mudga (et parçası) hâlinde kalır. Ondan sonra melek gönderilir. Ona ruh üfler” 346.

Bu hadiste, zigot, marula ve blastula safhaları “derlenip toparlanma” devresi (nufte) olarak ifade edilmiştir. Yumurtalık kanalında döllenen yumurta, ana rahmine doğru inmeye başlar. Daha inerken bile bölünmektedir. Ana rahmine gelen yumurta, plesanta (eş) oluşunca mukoza ve kaslar içine iyice yapışarak gömülür. Bir başka ifadeyle, tohum gibi ekilir. Bu safha, ayet ve hadislerde “alaka” kelimesiyle ifade edilir.

Embriyo çıplak gözle görülmeye başladığı zaman, küçük bir et kütlesi (mudga) hâlindedir, gelişerek insan şeklini alır. İnsanlardaki his ve duyguların, vücut gelişiminin hangi safhasında verildiğini ilmen tespit etmek henüz mümkün değildir. Yukarıdaki hadiste ise, 120 gün sonra ruhun geldiği ve dolayısıyla ruha bağlı duyguların bu devrede yerini aldığı belirtilmektedir. O hâlde zigot teşekkülünden itibaren 120 güne kadar cenin sadece büyüme kanununa tâbidir. Yani bu devrede hücreler bölünüp farklılaşır. Aynı büyüme kanunu bitki ve hayvan embriyolarında da görülür. Ceninin insan seviyesine yükselmesi 120 gün sonra olabilmektedir.

Hz. İsa ile Hz. Âdem’in yaratılışlarına da şöyle temas edilir:

“Şüphe yok ki, Allah Teâla’nın nezdinde İsa’nın hâli, Âdem’in hâli gibidir ki, onu topraktan yarattı, sonra ona ‘ol’ dedi, o da oluverdi” (Âl-i İmran/59).

Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’nin 65’inci ayetinde yaratılışla alakalı şöyle bir ifade yer alır:

“İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara: ‘Aşağılık birer maymun olunuz!’ dedik.”

Semavi kaynaklarda bildirildiğine göre, Cenab-ı Hak cumartesi günleri İsrailoğullarına iş tutmayı yasak kılmıştır. Ama onlar bu yasağa riayet etmeyince, yukarıdaki ayette zikredilen hadise Eyle kasabasında cereyan etmiştir. Bu değişme hakkında iki görüş vardır: Birisi, bunların sadece “ahlaken” maymun şekline dönüştüğü, diğeri de “sureten” maymun şeklini aldıklarıdır. Fakat her hâlükârda bunlar üç günden fazla yaşamamıştır... Yani hadise bir beldede (Eyle) cereyan ediyor ve ona maruz kalanlar üzüntü ve ıstıraplarından üç gün sonra ölüyorlar (H. Basri Çantay, Meâli Kerim, c. l, s. 25).

İlk yaratılış ve bazı mucizeler istisna edilirse, varlıkların yaratılışında daima sebep ve kaidelerin varlığı dikkati çeker. Kanunlar ve prensipler manzumesi her şeye hâkim ve şamildir. Bütün hareket ve davranışlar, belli bir nizamı takip etmek zorundadır. İlimlerin görevi de eşyanın tâbi olduğu bu kanunları tespit ve tayindir.

İslâm itikadında sebep ve kanunlar, kesinlikle gerçek etki sahibi değildir. Asıl tasarruf, Allah’ın kudret ve iradesindedir. Sebepler ve kanunlar, kudretin tasarrufunu gözlerden gizlemeye memur birer perdedirler. Böylece, eşyanın yaratılışının ve değişiminin izahını ve yorumunu yapan kimsenin iradesini serbestçe kullanma imkânı tanınmıştır. Eşyadaki tasarruf sebepsiz cereyan etmiş olsaydı, insan iradesi yönlendirilmiş olacak ve imtihan sırrına muhalif olarak herkes ister istemez Allah’a ve O’nun kudretine inanmış olacaktı.

Eşya arasındaki mevcut kurallar, fevkalade durumlar dışında değişmez. Hâl böyle olmakla beraber kâinat, otomatik işleyen ve ustasının karışmadığı bir makine veya saat gibi değildir. Yaratılış görüşü, varlık âlemindeki her oluşu, her hareketi her an Allah’ın kontrol ve tasarrufunda kabul eder. Varlıklar birdenbire yaratılabileceği gibi, tedricî olarak da, yani aşamalı bir şekilde hasıl edilebilir. Hatta insanın yaratılışında da tedriciyet söz konusudur. Varlık âlemine bir hücreyle çıkıyor, dokuz ay sonra bebek olarak dünyaya ayağını basıyor. Bu tedricî tekâmül belli bir devreye kadar devam ediyor. İlk insanın da toprak, balçık, sülale gibi safhaları geçirdiği anlaşılıyor.

Sonuç olarak şunlar söylenebilir:

1- Yaratılışta İlahî kuvvet, kudret, ilim ve irade esastır. Hâl böyle olmakla beraber, her hadise bir sebep-sonuç münasebeti içinde halkedilerek, sebep ve tabiat kanunları Allah’ın tasarrufuna perde edilmiştir. Bu bakımdan, değişik faktörler ve kanunlar iş yapıyor gibi görünmektedir.

2- Yaratılış kesintisiz olup her an devam etmekte, bazı varlıklar bir anda hasıl edilebildiği gibi, bazıları da aşama aşama kemale ulaştırılmaktadır.

Prof.Dr. Adem Tatlı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder